Cemre Kutucu, Naime Erdem, Selin Becene, Ülkü Öztürk, Zeynep Safiye Görgülü
Spora ilgi duyalım ya da duymayalım, hepimiz haber akışımızda sporcu fotoğrafları görüyoruz. Ancak dikkatli baktığımızda, erkek sporcuların genellikle mücadele, güç ve ter içinde; kadın sporcuların ise estetik, narin ve hatta bazen sporcu kimliğinden tamamen koparılmış magazinsel figürler olarak sunulduğunu görüyoruz. Kadınlar sporda artık varlar, peki medyada gerçekten varlar mı, yoksa sadece izlenen birer nesne mi oldular?
Akkaya ve Kaplan’ın (2014) ortaya koyduğu ‘erkek egemen dil’ ile Kantar ve arkadaşlarının (2023) güncel X analizlerini harmanlayarak sorduğumuz kadınların spor medyasında temsilleri ve görünürlüklerine temel kavramlarla başlayacağız.

Hegemonik Erkeklik
Sporun tarihsel ve kültürel olarak “erkeklere ait” bir alan olarak tanımlanmasıdır.
Spor medyasında erkek egemen bir dil kullanılmaktadır.
Kadınların bu alana “davetsiz misafir” gibi girdiği vurgulanır.
Güç, hız ve rekabet erkeğe; zarafet ve estetik kadına kodlanmıştır.
Sembolik Yok Etme
Gaye Tuchman’ın teorisidir. Medyanın belirli bir grubu ,kadınları, görmezden gelmesi; önemsizleştirmesi veya kalıplaşmış roller içinde sunmasıdır. Kadın sporcuların haber bültenlerinde çok az süre alması veya sadece “eş/anne” kimlikleriyle (“Futbolcunun güzel eşi”) yer bulması, onların sporcu kimliğini sembolik olarak yok eder.
Söylemsel Süreklilik
İletişim mecrası değişse bile kadınlar üzerinden cinsiyetçi dil devam ediyor.
Kadın sporculara dair etiketlemeler her platformda ,özellikle X’te, devam ediyor.
Cinsiyetçi Etiketleme
Kadın ve erkek sporcular için seçilen sıfatlar stereotiplere göre ayrışmaktadır.
Erkek sporcular için güçlü, savaşçı, hızlı, dev gibi sıfatlar kullanılırken kadın sporcular için; sultan, melek, peri, narin gibi korumacı ve estetik odaklı sıfatlar tercih ediliyor.
Dijital Ötekileştirme
Sosyal medya kullanıcılarının yorumları aracılığıyla kadın sporcuların “başarılarının” arka plana itilip, özel hayatlarının veya görünüşlerinin tartışma konusu yapılmasıdır.
Özellikle sporcuların cinsel yönelimleri, yaşam tarzları magazinleşiyor.
Akkaya ve Kaplan’ın (2014) çalışmasına baktığımızda, spor medyasının aslında ‘erkekler tarafından, erkekler için’ kurulmuş bir kale olduğunu görüyoruz. Burada karşımıza çok kritik bir kavram çıkıyor: ‘Sembolik Yok Etme’. Kadınları medyada yok sayarak ya da sadece magazinsel yönleriyle, yani ‘sporcu kimliklerini silerek’ gösterirseniz, onları sembolik olarak yok etmiş olursunuz. Makaledeki bulgulara göre kadınlar; kazandıkları kupalarla değil, annelikleri, eş olmaları ya da fiziksel güzellikleriyle haberleştiriliyor. Yani erkek ‘hareket eden özne’ iken, kadın sadece ‘izlenen bir nesne‘ye dönüşüyor. Peki, günümüze geldiğimizde durum değişti mi? Sosyal medya bize özgürlük getirdi mi? Gökmen Kantar’ın (2023) çalışmasında Geleneksel Medya ile X karşılaştırılıyor. Sonuç maalesef hüsran. Araştırma gösteriyor ki; platform değişse bile zihniyet aynı kalıyor. Erkek sporcular için ‘güçlü, hızlı, teknik’ gibi sıfatlar kullanılırken; kadın sporcular için X’te hala ‘duygusal, narin’ ya da tamamen dış görünüşe odaklı etiketler kullanılıyor.

Yok Sayılmaktan Nesneleştirilmeye: Tarihsel Bir Bakış
Antik Dönem
Antik Yunan’da Olimpiyat oyunları erkekler içindi. Kadınların katılması bir yana, izlemeleri bile yasaktı. İzleyen kadınlar cezalandırılırdı. Spor, “savaşçı erkek” yetiştirme alanıydı. O dönemden günümüze miras kalan algı ise spor, kamusal ve erkek alanıdır; ev ve estetik ise kadın alanıdır.
Modern olimpiyatların kurucusu Pierre “Olimpiyatlarda kadınların rolü, kazananları alkışlamak olmalıdır.” demiştir. “Modern” olan olimpiyatlarda bile bu antik bakış açısının sürülmesi eril tahakkümün bir göstergesidir.
Akkaya ve Kaplan’ın makalesinde belirtildiği gibi; sporun tarihsel kökenindeki bu ‘erkek egemen’ yapı, bugünün medyasında kadın sporcuların neden ‘misafir’ gibi görüldüğünü açıklıyor. Tarihsel olarak ‘onlara ait olmayan’ bir alana girmiş gibi yansıtılıyorlar.

Kaynak: https://cdn.wannart.com
20. Yüzyıl: Girebilirsin Ama “Kadınsı” Kalmalısın
Kadınlar 20. yy itibarıyla spor alanında daha görünür olmaya başlamışlardır. Ancak tenis, buz pateni gibi ‘zarif’ sporlarla. Kaslı olmak, terlemek veya agresif olmak “kadın doğasına aykırı” bulundu. Dövüş sporları ve fitness kadın doğasına “aykırıydı”. Medya, başarılı kadın sporcuları överken bile “Hala çok güzel”, “İyi bir anne” gibi vurgular yapmaya başladı.
Cinsiyetlendirilmiş spor branşları oluştu. Jimnastik ve voleybol “kadın işi”, futbol ve boks “erkek işi” olarak kodlandı.
Akkaya ve Kaplan’ın “Makalede vurgulanan ‘kadınlık özelliklerinin ön plana çıkarılması’ sorunu burada başlıyor. Medya, kaslı bir kadın gördüğünde onun başarısından çok, ‘erkekleştiği’ korkusunu pompalıyor.”

Kaynak: Süreyya yine büyüledi. (Hürriyet Gazetesi, 3 Eylül 2003)
1990’lar ve Ticarileşme: Sembol Olarak Kadın Sporcu
Spor endüstrileşti. Anna Kournikova örneği çok kritiktir. Hiç tekler şampiyonluğu olmamasına rağmen, dünyanın en çok kazanan ve medyanın en çok görülen kadın sporcusu oldu. Neden? Çünkü “medyatik güzellik standartlarına” uyuyordu. Başarı değil, görsellik satmaya başladı. Kadın sporcular dergi kapaklarında mayo ile poz vermeye zorlandı. “Medya kadına şunu dedi: Sporcu olabilirsin ama önce ‘seyirlik bir nesne’ olmalısın.”
Günümüz ve Dijital Çağ: “Sanal Tribünlerde Cinsiyetçilik”
Artık kadınlar futbolda, boksta, halterde yani olması gerektiği gibi her yerdeler. Kadın voleybol takımı ülkenin en başarılı takımı. Bireysel onlarca başarımız var. Ancak sosyal medya başta olmak üzere hala çok büyük bir oranda kadınların spordaki başarıları yeterince destek görmüyor. Cinsiyetçi söylem özellikle X başta olmak üzere her yerde. “Burada Kantar ve ekibinin 2023 çalışması devreye giriyor. Araştırma gösteriyor ki; mecra X olduğunda kadın sporcular hakkında yapılan yorumlar, teknik analizden ziyade hala fiziksel görünüm, kıyafet veya özel hayat üzerine kurulu. Yani teknoloji değişti ama ‘eril bakış’ (male gaze) değişmedi.”
Medya Tarihinde Kadın Sporcular
Kathrine Switzer: Maratondaki Kadın (1967)
Bu, spor tarihindeki en ikonik fotoğraflardan biridir. Boston Maratonu’na kadınların katılması yasaktı. Kathrine Switzer, isminin sadece baş harflerini (K.V. Switzer) yazdırıp kayıt oldu. Yarış sırasında organizatör (erkek), onun kadın olduğunu fark edince arkasından koşup onu fiziksel olarak pistten atmaya çalıştı. O sırada basın aracında olan fotoğrafçılar, organizatörün kadına saldırdığı anı çekti. Bu fotoğraf, “Kadınlar koşamaz, düşüp bayılırlar” diyen medya algısını yerle bir etti.

Kaynak: https://listelist.com/kathrine-switzer/
The Dick, Kerr Ladies: Erkeklerden Daha Çok İzlendiği İçin Yasaklanan Takım
1. Dünya Savaşı sırasında erkekler cephedeyken kadınlar mühimmat fabrikalarında futbol oynamaya başladı. “Dick, Kerr Ladies” takımı o kadar popüler oldu ki, 1920’de Goodison Park’ta 53.000 kişi onları izledi. O dönemki erkek maçlarından daha fazla!
Kadınların bu başarısı ve medyanın ilgisi “erkek futbolunu” tehdit ettiği için, İngiltere Futbol Federasyonu 1921’de “Futbol kadın bedenine uygun değildir” diyerek kadınların sahalarda oynamasını 50 yıl boyunca yasakladı.

Kaynak: https://da.wikipedia.org/wiki/Dick,_Kerr_Ladies_F.C.
Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşeni: Atatürk’ün Kızları ve İlk Olimpiyat (1936)
1936 Berlin Olimpiyatları’na (Hitler Almanyası’na) giden ilk Türk kadın sporculardır. Eskrimden katılmışlardır.
Cumhuriyet dönemi medyası , bu kadınları “Cinsel obje” olarak değil, “Modern Türkiye’nin aydınlık yüzü” olarak sundu.

Kaynak: https://www.trthaber.com
Futbolda Cinsiyet Eşitsizliği
Futbol, modern anlamda 19. yüzyılda erkek egemen bir spor olarak şekillenmiş ve bu yapı uzun yıllar boyunca korunmuştur. Kadın futbolu ise tarihsel olarak görmezden gelinmiş, desteklenmemiş, ‘erkek sporu‘ algısı nedeniyle geri planda bırakılmıştır.
Kadın futbolunda en belirgin eşitsizlik alanlarından biri ekonomik koşullardır. Erkek futbolcular ile kadın futbolcular arasında ciddi maaş farkları bulunmaktadır. Aynı turnuvalara katılan, aynı emeği harcayan kadın futbolcular; sponsorluk, prim ve yatırım açısından erkek futbolcularla eşit imkana sahip değillerdir.

Dünyanın ilk resmi kadın futbol takımı olan 'British Ladies' Kaynak:https://onedio.com

Kaynak:https://onedio.com
Futbolda kullanılan cinsiyetçi söylemler de eşitsizliğin devam etmesine neden olur. Kadın futbolcular sıklıkla fiziksel özellikleri üzerinden değerlendirilirken, erkek futbolcular; performans, güç ve taktik becerisi üzerinden tanımlanır. Kurumsal düzeyde de eşitsizlikler görülmektedir. Futbol federasyonları, kulüp yönetimleri ve karar alma mekanizmalarında kadınlar yeterince temsil edilmemektedir. Teknik direktörlük, hakemlik ve yöneticilik gibi alanlarda kadınların sayısı yok denecek kadar azdır. Bu durum kadın futbolunun gelişimine yönelik büyük bir engeldir. Tüm bu eşitsizlikler, kadın futbolcular üzerinde psikolojik ve sosyal baskılar yaratmaktadır.Değer görmeme, görünmezlik ve ayrımcılık, motivasyon kaybı,özgüven sorunları ve sporu bırakma eğilimini arttırabilir.
Sonuç olarak, futbolda cinsiyet eşitsizliği bireysel değil, toplumsal ve yapısal bir sorundur.Feminist yaklaşımlar; bu eşitsizliğin sistematik olduğunu vurgular ve kadın futbolunun erkek futbolunun bir kopyası olarak değil kendi değerleriyle desteklenmesi gerektiğini savunur.

Spor Medyasında Kadın Temsilleri ve Uygulanan Çifte Standart
NOW Spor, spor yayınlarında kadın sunucu ve yorumculara neredeyse hiç yer vermeyen bir yayın yapısına sahiptir. Program kadrolarının büyük ölçüde erkeklerden oluşması, kadınların yalnızca sınırlı temsille değil, doğrudan görünmezlikle karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Bu durum, spor medyasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca kadınların maruz kaldığı taciz ya da çifte standartlarla değil, aynı zamanda kadınların sistematik olarak dışarıda bırakılmasıyla da üretildiğini ortaya koymaktadır. NOW Spor örneği, spor medyasında kadınların yokluğunun da en az yanlış temsilleri kadar politik ve anlamlı olduğunu göstermektedir.

Kaynak: https://www.nowtv.com.tr/now-spor
Melissa Reddy, Premier League’in en tanınmış ve deneyimli muhabirlerinden biri olmasına rağmen Sky Sports’ta çalıştığı yıllar boyunca sistematik biçimde cinsiyetçi tacize maruz kaldı. Yaptığı haberler ve analizler, erkek meslektaşlarıyla aynı içerik ve sertlikte olmasına rağmen “duygusal”, “taraflı” ve “yetersiz” gibi cinsiyetlendirilmiş söylemlerle hedef alındı. Sosyal medyada maruz kaldığı tehdit ve hakaretler mesleki eleştiri sınırlarını aşarken, bu tacizin sürekliliği kurumsal düzeyde yeterince engellenmedi. Reddy’nin Sky Sports’tan ayrılığı, bireysel bir kariyer tercihi olmaktan ziyade, spor medyasında kadın gazetecilerin yetkinliklerine rağmen sürdürülemez koşullara itildiğini ve cinsiyet temelli çifte standartların yapısal bir sorun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://www.walesonline.co.uk
Maria Tikas, futbol analizleri sonrası mesleki değerlendirmeler yerine özel hayatı, duygusal motivasyonları ve cinsiyeti üzerinden hedef alınmış bir spor gazetecisidir. Erkek gazetecilerin teknik ve taktik yorumları “analiz” olarak değerlendirilirken, Tikas’ın yorumları duygusal varsayımlar ve kişisel ithamlarla gölgelenmiş, bu durum kadın gazetecilerin bilgi üretiminin meşruiyetinin sürekli sorgulandığını göstermiştir. Bu örnek, spor medyasında kadınların uzmanlıklarının değil, kimliklerinin tartışma konusu hâline getirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kaynak: https://www.radioestel.cat
Vicki Sparks, BBC Sport’ta görev yapan bir spor spikeri olarak, mesleğini icra ederken doğrudan cinsiyetçi ve fiziksel tehdide varan söylemlere maruz kalmıştır. Bir erkek futbol yöneticisinin yayın sonrası kullandığı tehditkâr ifadeler, kadın gazetecilerin sahada yalnızca sözlü eleştiri değil, fiziksel güvenlik riskiyle de karşı karşıya kaldığını göstermiştir. Olay resmî olarak cezalandırılmış olsa da, bu durum spor medyasında kadınların varlığının hâlâ “istisna” olarak algılandığını ve mesleki sınırların erkek egemen güç ilişkileri tarafından ihlal edilebildiğini gözler önüne sermektedir.

Kaynak: https://www.independent.co.uk
Kate Abdo, UEFA Şampiyonlar Ligi yayınlarında ana sunucu olarak görev yapan, çok dilli ve deneyimli bir spor gazetecisi olmasına rağmen, spor medyasında uzmanlığı yerine fiziksel görünümü üzerinden yoğun biçimde tartışmaya açılmıştır. Yayın performansı, moderasyon becerisi ve futbol bilgisi arka plana itilirken, kıyafetleri ve bedeni sosyal medyada sürekli gündem edilmiş, bu durum kadın sunucuların bilgi üreticisi değil görsel unsur olarak konumlandırıldığını göstermiştir. Erkek sunucuların mesleki yeterliliği varsayılan bir norm olarak kabul edilirken, Abdo’nun varlığı “görüntü” üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılmış ve bu da spor medyasında kadınların otorite kurmasının nasıl sistematik biçimde zayıflatıldığını ortaya koymuştur.

Kaynak: https://brobible.com
Türkiye’de beIN SPORTS bünyesinde görev yapan kadın spikerler, mesleki performansları yerine ses tonları, dış görünümleri ve kıyafetleri üzerinden yoğun sosyal medya saldırılarına maruz kalmaktadır. Erkek spikerlerin yaptığı hatalar bireysel eksiklik olarak değerlendirilirken, kadın spikerlerin benzer durumları cinsiyetleriyle ilişkilendirilmekte ve mesleki yeterlilikleri genellenerek sorgulanmaktadır. Bu durum, spor medyasında kadınların hata yapma lüksüne sahip olmadığını ve sürekli olarak kendilerini kanıtlamak zorunda bırakıldıklarını göstermektedir.
Spor medyasında kadınlar ya görünmez kılınıyor ya da var olduklarında bedenleri, tonları ve sınırları üzerinden denetleniyor. Erkekler için varsayılan olan otorite, kadınlar için sürekli kanıtlanması gereken bir ayrıcalığa dönüşüyor. Bu örnekler bireysel hikâyeler değil; spor medyasının cinsiyetlendirilmiş yapısının tekrar eden sonuçlarıdır.
Spor Medyasında “Aykırı” Kadın
Günümüz çağı ve medyasında heteroseksüel olarak kadınsı görünen kadınlar, erkeksi olarak algılanan kadınlara göre ayrıcalıklıdır. Sporda hegemonik kadınsılığa uymamanın sonuçları genellikle cinsiyetçi ve heteroseksist ayrımcılığı içerir. Ancak, daha geleneksel olmayan spor ortamlarında kadınlar, egemen kadınlık beklentilerine direniyor, meydan okuyor ve bunları dönüştürüyor.
Selen Erdem
18 yıllık antrenörlük kariyeri boyunca birçok başarıya imza attı. İspanya’da düzenlenen 2018 FIBA Dünya Kadın Basketbol Şampiyonası’nda görev aldı. İki kez Avrupa Şampiyonası’na katıldı. Bir kez de EYOF Çocuk Olimpiyatları’nda antrenörlük yaptı. Adana Kadın Basketbol takımını çalıştırdı. 2014 yılında Türkiye Kadın Basketbol A Milli Takımı’yla birlikte çalıştı. Kadınlar Basketbol Süper Ligi’nde Antalya Büyükşehir Belediyespor Toroslar Basketbol Takımı’nın baş antrenörlüğünü yaptı. 2025 yılında Yunanistan’ın köklü kulübü Panathinaikos’un kadın basketbol takımının başantrenörlüğüne getirildi.

Kaynak: https://magdergi.com/roportajlar/selen-erdem/
Ebrar Karakurt ve Melissa Vargas
Kadın sporcuların başarıları , medyada çoğu zaman sportif performanslarından ziyade bedenleri, giyim tercihleri ve cinsel yönelimleri üzerinden anlamlandırılmaktadır. Bu durum sporun da toplumsal cinsiyet rejiminden bağımsız olmadığını göstermektedir. Nesneleştirme Teorisi’nde olduğu gibi Kadın bedeni cinsel olarak nesneleştirilir, kadının değeri beden görünümü ve cinselliği üzerinden ölçülür.
Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı oyuncularından Ebrar Karakurt ve Melissa Vargas performanslarının yanı sıra çoğu zaman beden görünüşleri ve cinsel yönelimleriyle tartışılan, medya tarafından sporcu kimliklerinin önüne konulan diğer kimlikleriyle anılmaktadırlar. Sporcu kadınlar üzerinden kurulan bu tahakküm onların başarılarının önünde anılan kimlikleriyle birer nesne haline getirilmeye çalışıldıklarını göstermektedir.


Kadın Sporcularda Psikolojik Baskı
Naomi Osaka
4 Grand Slam Şampiyonu
“Medyanın baskısıyla baş etmek çok zor ama kendimi korumayı seçtim.”

Kaynak:https://www.essentiallysports.com
Merve Çoban
İlk Kadın 61 Kg Karete Olimpiyat 3.sü
“Kadın karateci olduğum için çok kez yargılandım ama mücadeleyi bırakmadım.”

Kaynak:https://www.gettyimages.fr
Ibtihaj Muhammad
Olimpiyatlarda yarışan ilk tesettürlü tadın.
“Görünüşüm yüzünden baskı gördüm ama sporda kalmayı seçtim.”

Kaynak:https://www.newyorker.com
Toplumsal Baskı ve Beklentiler
Kadın sporculara yönelik yönetilen ve sürekli tekrarlanan: “Feminen Ol”, “Erkeksi”, “Çok Zayıfsın”, “Neden Bu Spor”, “Yetersizsin” ve benzeri sayısız eleştiriler onların sadece fiziksel rakipleriyle değil, aynı zamanda kökleşmiş toplumsal ön yargılarla da yorucu bir mücadele vermelerine neden oluyor. Bu zehirli ve cinsiyetçi söylemler, onların yıllarca döktüğü teri, verdikleri emeği ve kazandıkları madalyaları gölgeleyerek; kadınları birer “özne” ve “başarılı sporcu” olmaktan çıkarıp, toplumun dayattığı dar güzellik ve davranış kalıplarına sığdırılması gereken “nesneler” konumuna itiyor. Sahada veya kortta tüm güçleriyle fiziksel sınırları aşmaya çalışırken, saha dışında kendi bedenlerini, branş tercihlerini ve spordaki varlıklarını sürekli olarak meşrulaştırmak ve savunmak zorunda bırakılıyorlar. Bu durum, sadece bireysel bir motivasyon kaybı veya özgüven zedelenmesi yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda spora adım atmayı hayal eden genç kızların karşılarına örülen görünmez ve ürkütücü bir duvara dönüşüyor. Oysa spor; bedenin estetik bir obje olarak sergilendiği bir podyum değil, insan potansiyelinin, azminin ve gücünün kutlandığı evrensel bir alandır. Kadın sporcuların omuzlarına yüklenen bu çifte standartlı psikolojik şiddet son bulmadıkça, onların başarılarını sadece başarı olarak, yeteneklerini sadece yetenek olarak konuşmayı öğrenmedikçe sporun ruhundaki o gerçek adalet ve eşitlikten bahsetmek maalesef mümkün olmayacaktır.

O Vitrin Artık Kırıldı!
Yıllarca kadınları o daracık, sığ kadrajlarına hapsettiler. Medyanın eril dili, sahaya sürülen muazzam emeği ve disiplini görmezden gelmeyi seçti. Gazete manşetlerinde saatlerce akıtılan terimiz değil, yüzümüzdeki makyajımız; kırdığımız dünya rekorları değil, giydiğimiz kıyafetlerin boyu vardı. Kendi kurdukları o eşitsiz düzende bize dönüp, alt metinlerde hep aynı mesajı verdiler: “Siz sadece bu oyunun vitrin süsüsünüz”. Bizi, elde ettiğimiz zaferlerle değil, sadece onların belirlediği “kabul edilebilir” kadınlık kalıplarıyla var olmaya zorladılar. Fakat unuttukları bir şey vardı: Biz o soğuk vitrinlere sığmayacak kadar büyüktük ve bu oyunun kurallarını yeniden yazmaya gelmiştik. Biz bugün; 1920’lerde tribünleri dolduran 50 bin kişinin o bir türlü susturulamayan sesiyiz.
Sırf kadın olduğu için pistten zorla atılmaya çalışılan, omuz atılsa da adımlarını daha da sağlam basan, asla ve asla yılmayan o maraton koşucusunun sarsılmaz iradesiyiz. Yasakların, engellemelerin, çifte standartların ve günümüzün dijital linçlerinin karşısında, sahaları asla terk etmeyen cesur nesillerin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz. Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki; bugün kadın sporcu, kendisine dayatılan o “izlenen edilgen bir nesne” rolünü çoktan elinin tersiyle itti. Kadın sporcular, artık kimsenin onayına; alkışına veya iznine ihtiyaç duymadan, kendi hikayesini her damla teriyle, her kas ağrısıyla bizzat yazan, eyleme geçen, kararlar alan “hareket eden öznenin” ta kendisidir.
Tarih boyunca olması gerektiği gibi, bugün ve yarın da sporun her branşında, her kortunda, her ringinde sonuna kadar var olacağız. Sahaya koyduğumuz bitmek tükenmek bilmeyen azmimizle, kanımızla, terimizle ve evet; canımız öyle isterse de rujumuzla orada olmaya devam edeceğiz.
Kaynakça
Akademik Makaleler:
- Akkaya, C., & Kaplan, Y. (2014). Toplumsal cinsiyet bağlamında spor medyasında kadın. International Journal of Sport Culture and Science, 2(Special Issue 2), 177-182.
- Kantar, G., vd. (2023). Kadın sporcuların Twitter ve haber kanallarındaki toplumsal cinsiyet analizi. EKEV Akademi Dergisi, (93), 77-93.
- Tuchman, G. (1978). The symbolic annihilation of women by the mass media. Hearth and Home: Images of Women in the Mass Media. (Sembolik Yok Etme Kavramı).
-
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4714613
-
https://share.google/8KtZrFPs4oPjhByBP
-
Fredrickson, B. L., & Roberts, T. (1997). Objectification Theory: Toward Understanding Women’s Lived Experiences and Mental Health Risks.
Krane, V. (2001). We Can Be Athletic and Feminine, But Do We Want To? Challenging Hegemonic Femininity in Women’s Sport
Birrell, S., & Theberge, N. (1994). Ideological Control of Women in Sport.
İncelenen Görsel ve Medya Kaynakları:
- Always. (2014). #LikeAGirl (Kız Gibi) [Kampanya Videosu]. YouTube.
- Berlei. (2000). Only the balls should bounce (Anna Kournikova) [Reklam Kampanyası].
- Sports Illustrated. (2004). Swimsuit Issue Cover: Anna Kournikova.
- Boston Globe. (1967). Kathrine Switzer at Boston Marathon [Fotoğraf Arşivi].
- Eurosport. (2015). Eugenie Bouchard ‘Twirl’ Interview at Australian Open.
- Twitter (X). (2023). Ebrar Karakurt ve Filenin Sultanları Hakkındaki Kullanıcı Yorumları ve Trend Analizleri.
- https://x.com/i/status/1711466085340393681https://x.com/i/status/1863136124723487113https://x.com/i/status/1714981668212052340https://x.com/i/status/1822856000430284974




