Aziz Can Akgül, Eda İpek Şahin, Latife Bişirici, Zeynep Nur Işık

Masallar masum ve eğlenceli anlatılar gibi görünse de, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üreten güçlü kültürel metinlerdir. Bu yazıda feminist eleştiri perspektifiyle Pamuk Prenses ve Külkedisi üzerinden kadın temsillerini incelenmekte; ardından bu temsilleri dönüştüren yeniden yazım örnekleri paylaşılmaktadır.

Görsel 1: AI ile üretilmiştir

Masallarda Kadın Temsili

Masallar, Pamuk Prenses, Külkedisi ve Rapunzel gibi karakterlerle, görünürde masum ve eğlenceli hikâyeler sunar; ancak toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretme işlevi taşır. Bu sunumda feminist eleştiri ve yeniden yazımlar temel alınarak, masallarda kadın temsilleri ve bu temsillerin dönüşümü ele alınacaktır.

Feminist Eleştirinin İki Yönü

Vanessa Joosen, Urban Legends: The Transformation of Fairy Tales in Contemporary Children’s Literature (2011) adlı çalışmasında feminist eleştirinin iki boyutlu olduğunu savunur:

  • Masalları çözümleyerek ataerkil temsilleri ortaya koymak
  • Masalları yeniden yazarak kadın karakterlere güç kazandırmak. Pamuk Prenses masalı bu iki yaklaşımın bir arada uygulanmasına örnek oluşturur ve hem eleştirel analiz hem de yaratıcı dönüşüm açısından incelenebilir.
Ölüm ve Değer Teması

Andrea Dworkin, Woman Hating (1974) isimli eserindeki “nekrofili” eleştirisinde, klasik masallarda prensin ölü veya ölüye yakın bir kıza âşık olmasının romantikleştirildiğini vurgular. Feminist bakış açısı, kadının ancak “ölüye yakın” olduğunda değerli görülmesinin ataerkil bakışın ürünü olduğunu ortaya koyar. Garrison Keillor’un “Snow White” (1982) adlı yeniden yazımında Pamuk Prenses’in kendi ağzından anlatımı, prensin sürekli hareketsiz ve nefessiz kalmasını istemesi üzerinden kadının baskı ve şiddet döngüsüne hapsolduğunu gösterir.

Görsel 2: AI ile üretilmiştir

Üvey Anne ve Sihirli Ayna

Geleneksel masallarda üvey anne kötü kadın olarak temsil edilirken, feminist okumalar onu ataerkil sistemin kurbanı olarak değerlendirir. Sihirli ayna, erkek egemen yargının sembolü olarak kadınları yalnızca güzellikleriyle değerlendirir ve rekabete zorlar.Sandra Gilbert ve Susan Gubar, The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the Nineteenth-Century Literary Imagination (1979) yeniden yazımlarında baba figürü, kadınlar arası çatışmayı tetikleyen bir unsur olarak öne çıkar.

Döngüsel Tahakküm

Sandra Gilbert ve Susan Gubar, The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the Nineteenth-Century Literary Imagination (1979) adlı çalışmalarında “döngüsel tahakküm” kavramını kullanarak, Pamuk Prenses’in ileride kendi kızıyla kıyaslanacağını ve aynanın kurbanı olacağını ifade eder.  Modern yeniden yazımlarda bu döngü farklı biçimlerde vurgulanır; bazen masal ayna ile sona erer, bazen düğün hediyesi olarak ayna verilir, bazen ise karakterin üvey annesinin kaderini paylaşacağı ima edilir.

Geleneksel Kadın Temsilleri

Geleneksel masallarda kadının tek sermayesi güzelliktir. Pamuk Prenses tabutta güzelliğiyle fark edilir, Külkedisi prensin ilgisini zarafetiyle çeker ve kadınlar arası rekabet bu şekilde güçlenir. İtaatkâr ve bağımlı kadın modeli öne çıkar; Pamuk Prenses cücelere hizmet ederken, Külkedisi sabır ve itaatkârlığıyla ödüllendirilir. Güçlü ve bağımsız kadın figürleri genellikle cadı veya kötü üvey anne olarak sunulur ve cezalandırılır; böylece kadınlar melek veya canavar olarak kodlanır.

Masallar ve Toplumsal Cinsiyet

Masallar, çocukların bilinçdışında cinsiyet rollerini aktarır ve özdeşleşme yoluyla toplumsal normların içselleştirilmesini sağlar. Feminist yeniden yazımlar, bu kalıpları kırarak kadın karakterleri özne hâline getirir ve toplumsal cinsiyet normlarını sorgulama olanağı sunar. Karşı masallar, ataerkil ideolojiye karşı geliştirilen önemli bir araçtır.

Külkedisi Örnekleri

Kinem Tokdemir, Masallarda Kadın Temsili: Feminist Yeniden Yazımın İmkânları Üzerine Bir Değerlendirme (2024)adlı çalışmasında Külkedisi masalını feminist bir perspektifle incelemektedir. Geleneksel versiyon, sabırlı ve itaatkâr kadın karakter sunarken; Babette Cole’un Prince Cinders (1987) adlı yeniden yazımında toplumsal cinsiyet rolleri ters çevrilir ve erkek kahraman kurtarılır. “Vejetaryen Külkedisi” örneğinde ise karakter kendi gücünü keşfeder ve erkek kurtarıcıyı reddeder. Yeni Külkedisi temsilleri, eğitimine odaklanan ve özgüvenli bir karakter olarak evlilik teklifini reddedip dostluğu ön plana çıkararak kadının bağımsız bir özne olarak sunulmasını sağlar.

Feminist Yeniden Yazımın Önemi

Feminist masallar, bağımsız ve dayanışmacı kadın karakterler aracılığıyla toplumsal cinsiyet kalıplarını sorgular ve alternatif kimlikler sunar. Masalların yeniden yazılması, kültürü dönüştürme ve kadın temsilini güçlendirme açısından yaratıcı ve politik bir eylem olarak değerlendirilebilir.

Sonuç

Feminist eleştiri, masalları çözümleyerek kadın temsillerini analiz eder ve yeniden yazımlar aracılığıyla toplumsal cinsiyet kalıplarını dönüştürür. Pamuk Prenses ve Külkedisi gibi karakterleri farklı bakış açılarıyla okumak, kadınlığın tek bir kaderi olmadığını gösterir. Feminist yeniden yazımlar, masalların hem geçmişin hem de geleceğin hikâyelerini şekillendirebileceğini ortaya koyar.

Masalların Yeniden Yazım Örnekleri

Pamuk Prenses ve Yedi Lezzetli Dost

Görsel 3: AI ile üretilmiştir

Bir zamanlar, uzak bir diyarda Pamuk Prenses adında zeki, neşeli ve özgür ruhlu bir genç kadın yaşarmış. Saçları kömür karası, teni pamuk gibi bembeyazmış. Fakat güzelliğinden çok, aklıyla tanınmak istermiş.

Üvey annesi, eski tarzda düşünen kibirli bir kraliçeymiş. Aynaya her baktığında “Ülkede benden güzeli yok.” dermiş. Ama bir gün ayna ona: “Pamuk Prenses artık senden daha ışıl ışıl, çünkü o insanlara ilham veriyor.” demiş. Kraliçe bu durumdan çok rahatsız olmuş ve avcıya Pamuk Prenses’i ormana götürüp “hayatının yeni bir aşamasına başlamasına yardım etmesini” emretmiş. İyi kalpli avcı, Pamuk Prenses’in azmini görünce ona kıyamamış ve ormanda bir kaçış yolu bularak, “Kendi yolunu bul, Prenses. Unutma, en büyük gücün tahtın değil, zekân ve ellerinin emeği.” demiş. Ama Pamuk Prenses üzülmemiş. Ormanda yürürken kendine şöyle demiş: “Madem beni istemiyorlar, ben de kendi yolumu çizerim!”

Biraz yürüdükten sonra, ormanda biriyle karşılaşmış. Bu karşılaştığı kişi bir prensmiş. Ama o bilinen prensler gibi değilmiş; krallığı değil, dünyayı gezmeyi istiyormuş. Fakat babası buna izin vermek için tek bir şart sunmuş: Yıllar önce krallığın mirası olan kolyeyi çalan ejderhayı öldürüp kolyeyi geri getirirse, ona izin verecekmiş.

Hikâyeyi duyan ve gidecek yeri olmayan Pamuk Prenses, ona yardım edebileceğini söylemiş. Beraber yola koyulmuşlar ve yolları küçük bir dağ köyüne varmış. Burada yaşayan yedi dostla tanışmışlar: biri fırıncı, biri demirci, biri marangoz, biri çoban, biri terzi, biri çiçekçi, biri de müzisyenmiş. Hepsi birbirine destek olurmuş ama köyde güzel yemek yapan kimse yokmuş. Pamuk Prenses onlara şöyle demiş: “Benim bir fikrim var! Hep beraber çalışalım, köyün ilk dönercisini açalım!” Yedi dost önce şaşırmış ama sonra hepsi çok sevinmiş. Uzun süredir aynı şeyleri yemekten de bıkmışlar.

Prenses önce cücelerden ejderhayı yenmek için yardım istemiş. Cüceler önce korkmuş ama sonra yardım etmeyi kabul etmişler. Hep beraber dağlar tepeler aşıp ejderhanın ininin önüne gelmişler. Çiçekçi cüce korkmuş ve “Geri mi dönsek?” demiş. Ama müzisyen olan, “Olmaz! Buraya kadar geldik.” demiş. Bunun üzerine prenses bir plan yapmış. Cücelerin her biri ine farklı bir yerden girip ejderhanın dikkatini dağıtacak, sonra prens ve prenses girecekmiş. Cüceler girince ejderha uykusundan uyanmış ve şaşırmış. Cücelerden her biri farklı yerdeymiş ve sürekli yer değiştiriyorlarmış. Ama ejderha onlara saldırmamış. Prenses önce şaşırmış, sonra çekinerek sormuş: “Bize zarar vermeyecek misin?” Ejderha, “Hayır, ama neden izinsiz girdiniz?” demiş. Prens, “Sende bana ait olan bir şey var.” demiş ve kolyeyi göstermiş. Ejderha, “Aa! İsteseydin verirdim.” demiş. Prens, “Vereceksen neden çaldın?” diye sormuş. Ejderha da “Ben kleptomanım, istemeden çalıyorum. Özür dilerim.” demiş. Bunun üzerine vedalaşıp ayrılmışlar.

Prens kolyeyi babasına götürüp dünya turuna çıkmış. Gittiği her şehirden Prenses ve cücelere kart atmış. Cüceler ve Prenses ise dönerci dükkânını açmışlar. Aralarındaki bağ her geçen gün güçlenmiş ama kimse kimseyi “kurtarmamış” birbirlerini tamamlamışlar. Terzi güzel önlükler dikmiş, marangoz tezgâh yapmış, müzisyen müzikleriyle mekâna neşe katmış. Pamuk Prenses ise tarifleriyle dönerin ustası olmuş özel sosu dillere destan olmuş! Köyün dört bir yanından insanlar akın akın gelmiş. “Yedi Lezzet Döner” kısa sürede ünlü olmuş.

Bir gün kraliçe yine aynasına sormuş: “Ayna ayna, kim en başarılı, kim en sevilen?” Ayna gülümsemiş: “Pamuk Prenses! Çünkü o sadece güzelliğiyle değil, emeği ve paylaşımıyla da parlıyor.” Kraliçe utancından Pamuk Prenses’ in yanına gitmiş, ondan özür dilemiş. Pamuk Prenses onu affetmiş ve ona da mutfakta bir yer bulmuş. Böylece herkes birlikte çalışmış hem üretmiş hem de paylaşmış. Pamuk Prenses de köyün gençlerine hep aynı öğüdü vermiş: “Güzellik gelip geçer, ama birlikte üretmek sonsuza dek yaşar.” Bir süre sonra “Yedi Lezzet Döner” sadece köyde değil, çevre krallıklarda da ünlü olmuş.

Deniz ve Uykunun Sırrı

Görsel 4: AI ile üretilmiştir

Bir zamanlar, rüzgârın melodiler söylediği, kelebeklerin ışıkla dans ettiği bir ada varmış. Bu adanın en güzel yanı herkesin kendi yolunu bulmasına izin verilmesiymiş. Ama bu rahatlık ve kolaylık, kimsenin kendi yolu için çabalamadığı bir tembelliği çoğaltmış. Ada yöneticileri hariç.

Adanın yöneticisi olan çift uzun zamandır bir çocuk istiyormuş. Günün birinde minicik bir bebekleri olmuş. Adını Deniz koymuşlar. Deniz küçükken en çok yıldızları izlemeyi severmiş. “Yıldızlar hep aynı yerde durmaz” dermiş. “Ben de bir gün kendi yolumu bulacağım.” Sarayın bahçesinde her gün yeni şeyler öğrenirmiş. Demirciyle birlikte nal yapar aşçıyla birlikte hamur yoğururmuş. Kraliçe onun bu merakına bayılırmış: “Denemekten korkma Deniz, çünkü öğrenmek cesaret ister.” Bir gün saraya yaşlı bir bilge gelmiş. Elinde parlak, minik bir çıkrık varmış. Bu çıkrık hayaller dokuyan bir alettir.” demiş bilge. “Ama dikkat et, her hayal emek ister. “Deniz heyecanla ipliğe dokunmuş ama eline minik bir diken batmış. Göz kapakları ağırlaşmış ve derin bir uykuya dalmış. Şehir sessizleşmiş. Herkes üzülmüş ama bilge şöyle demiş: “Korkmayın. Deniz, herkes kendi yolunu bulduğunda uyanacak.”

Yıllar geçmiş, krallık değişmiş. İnsanlar yeniden birlikte üretmeyi, paylaşmayı öğrenmiş. Birlikte oyunlar oynamışlar, kitaplar yazmışlar, ağaçlar dikmişler. Kadınlar ve erkekler, kızlar ve oğlanlar, hepsi aynı sofrada oturmuş, aynı hikâyeyi paylaşmış.

Bir sabah, Deniz’in hikayesini duyan küçük bir çocuk kaleyi ziyaret etmiş. Adı Kayra’ymış. Kayra meraklıymış, sorular sormayı severmiş. Kulenin tepesinde Deniz’i bulmuş. Gözleri kapalıymış ama yüzünde huzurlu bir gülümseme varmış. Kayra usulca yaklaşmış ve demiş ki: “Deniz, artık herkes kendi yolunu bulabiliyor. Bence artık uyanabilirsin.” O anda Deniz gözlerini açmış. Deniz ve Kayra birlikte kaleden aşağı inmişler. Deniz şaşkınlıkla bakmış: Bir kadın nehir kenarında tekne onarıyormuş, bir çocuk kitap yazıyormuş, bir yaşlı adam resim yazıyormuş. Herkesin yüzünde aynı mutluluk varmış. “Artık herkes kendi yıldızını seçiyor ” demiş Deniz gülerek ve her akşam Kayra’yla kalenin balkonuna çıkıp yıldızları izlermiş. Kayra sormuş: “Deniz sence herkesin yıldızı var mı?” Deniz gülümsemiş: “Evet” demiş. ” Ama bazen yıldızını bulmak için biraz uyuman, biraz da uyanman gerekir.” Ve herkes bilirmiş ki; “Gerçek büyü, kim olduğun olabilmekte saklıdır.”

Kırmızı Başlıklı Arya

Görsel 5: AI ile üretilmiştir

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Sis Ormanı’nın kıyısında, küçük bir köyde yaşayan bir aile varmış. Mevsimlerden kışmış; rüzgâr, çatılara ince buz kristalleri örerken bacalardan yükselen duman gökyüzünde kaybolurmuş. Evin küçük kızı Arya, soğuğu hiç sevmezmiş. Hep üşür, elleri buz kesermiş. Ama onun bir sırrı varmış: Büyükannesinden hatıra kalan, yumuşacık kırmızı bir pelerini. Ne zaman taksa, sanki büyükannesinin sıcak kolları sarar gibi hissedermiş kendini. Bu yüzden herkes ona Kırmızı Başlıklı Arya dermiş.

Bir sabah, ailesi Yankı Vadisi’ne pikniğe gitmeye karar vermiş. Hep birlikte köy marketine gidip ekmek, peynir ve reçel almışlar. Fakat süt kalmadığı için alamamışlar. Anne, “Arya, tatlım,” demiş, “büyükannenle deden nehrin öteki yakasında oturuyor. Onlardan biraz süt ödünç alır mısın?” Arya da hiç tereddüt etmeden başını sallamış: “Olur, anne. Zaten onlara uzun zamandır uğramadım.” Böylece küçük kız, kırmızı pelerinini omzuna atıp, ormanın soğuk patikasına doğru yürümüş.

Yolda ilerlerken bir hışırtı duymuş. Dönüp baktığında, gölgelerin arasından bir kurt çıkmış. Gözleri açlıktan sönük, tüyleri rüzgârla karışıkmış. Korkudan bir çalının arkasına saklanmış Arya. Ama sonra dikkatlice bakınca fark etmiş ki kurt, saldıracak gibi değil yalnızca . Yüreği dayanmamış. Küçük kesesini açıp içinden topladığı orman meyvelerini çıkararak yanına gitmiş. “Merhaba Kurt Kardeş,” demiş yumuşak bir sesle. “İstersen biraz meyve alabilirsin.” Kurt şaşırmış. Ardından derin bir iç çekmiş: “Buradan hemen uzaklaşmalısın Kırmızı Başlıklı Kız,” demiş. “Diğerleri de çok aç. Seni fark ederlerse zarar görebilirsin.” Arya başını eğip gülümsemiş: “Bir şey olmaz. Zaten anneannemle dedemin evi şu büyük çınar ağacının ötesinde. Uyardığın için teşekkür ederim, Kurt Kardeş.” Ve yoluna devam etmiş. Fakat az sonra, patikanın diğer ucunda bir başka kurt çıkmış karşısına. Bu kurtun gözleri zeki, bakışları sinsiceymiş. “Nereye gidiyorsun bakalım, Kırmızı Başlıklı Kız?” demiş. Arya, korkmadan cevap vermiş: “Anneannemle dedeme süt almaya gidiyorum.” Kurt sahte bir tebessümle başını sallamış. “Ne güzel… Ormanın bu tarafında yaşlı bir ağaç var, kestirme bir yol gösteririm sana.” Arya önce sevinmiş, sonra bir an duraksamış. Ama kibar olmak için teşekkür etmiş ve tarif edilen yöne gitmiş. Fakat farkında değilmiş ki, o kestirme yol kurtların inine çıkıyormuş. Kurt ormanın derinliklerine doğru uluyunca yankılar dört bir yana yayılmış. Bir, iki, üç… derken kurtlar etrafını sarmış. İlk kurt da oradaymış, başını yere eğmiş, sanki utanç içindeymiş. Arya olanı anlamış. “Bu bir tuzakmış…” diye fısıldamış. Ama o an geri adım atmak yerine pelerinini sımsıkı tutmuş. “İyilik, karşılık beklemeden yapılır,” demiş kendine. “Ben korksam da doğruyu yapmayı unutmamalıyım.” Çantasındaki son meyveleri yere bırakmış; kurtlar yiyeceğe yönelirken o, sessizce çınar ağacının ötesine koşmuş. Ve sonunda anneannesiyle dedesinin evine varmış, yorgun ama pak.

Pencereden süzülen ışık, pelerinine vurmuş, kar taneleri onun çevresinde dans etmiş. O gece, Arya günlüğüne şu satırları yazmış: “Kurtların arasında bile iyilik vardır; ama her gözyaşı masumiyetin simgesi değildir. Cesaret, korkmamaktan değil, korkarken de yürümekten doğar.” O günden sonra köyde kimse ona yalnızca “Kırmızı Başlıklı” dememiş. Çünkü o, artık sadece bir kız değil; karanlığın içinde ışığıyla yön bulan Arya’ymış.

Kaynakça
  1. Atay, A. (2021). Feminist kuram bağlamında masallarda toplumsal cinsiyet (Lisans Tezi). İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul.

  2. Cole, B. (1987). Prince Cinders. London: Hamish Hamilton.

  3. Dworkin, A. (1974). Woman Hating. New York: E. P. Dutton.

  4. Gilbert, S. M., & Gubar, S. (1979). The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the Nineteenth-Century Literary Imagination. New Haven: Yale University Press.

  5. Joosen, V. (2004). Feminist criticism and the fairy tale: The emancipation of ‘Snow White’ in fairy-tale criticism and fairy-tale retellings. New Review of Children’s Literature and Librarianship, 10(1), 5–14.

  6. Joosen, V. (2011). Critical and creative perspectives on fairy tales: An intertextual dialogue between fairy-tale scholarship and contemporary children’s literature (Metinde geçen Urban Legends temalarını içeren eser). Wayne State University Press.

  7. Keillor, G. (1982). Snow White. Happy to Be Here içinde. New York: Atheneum.

  8. Tokdemir, K. (2024). Masallarda kadın temsili: Feminist yeniden yazımın imkânları üzerine bir değerlendirme. Toplum ve Kültür Dergisi, (14), 35–57.